Şu anda kimler hatta?

Uye: 0
Ziyaretçi: 1

Ilan

rss Sindikasyon

Arşivler

Yollanınan yazıların ilan edilişi: Ocak 2009

Oca122009

Sezeryan Sonrası Vaginal Gebe (ZAYIFLAMA)




Günümüzde sezaryenle gebe yapmış olan anne adayı sayısı,
tarihte hiç bir zaman görülmemiş kadar yüksektir. Bunun en önemli nedenleri
arasında, bundan yaklaşık 25 yıl önce Amerika'da "sezaryenin en iyi gebe
şekli olduğu" mevzusundaki görüşü benimseyen ve bu görüşü uluslararası
platforma taşıyarak diğer ülke doktorlarını da etkileyen (ve dolaylı yoldan
anne adaylarını) ikna eden doktorların varlığı yer alır. Bundan tek
etkilenmeyen ülkenin Almanya olduğu tahmin edilmektedir.



 



Amerika'da bu sezaryen "furyası" 1986'da maksimuma
ulaşmış olup, o zamanlar %30-40'larda olan sezaryen oranları, son yıllarda
düşüş göstermeye başlamıştır. Bu düşüşe en etkili olan olaylardan biri de
sezaryen sonrası zayıflama gebeun mümkün olduğunun anlaşılması ve klinik durumu
uygun olan anne adaylarına bunun uygulanmasıdır.



 



Ülkemizde de özellikle İstanbul'da sezaryenle gebe oranları
bazı hastanelerde dikkat çekecek kadar yüksektir. Tıp Fakülteleri gibi, daha
çok yüksek riskli hastaların sevkedildiği merkezler hariç bırakılırsa,
özellikle özel hastanelerin bir kısmında sezaryenle gebe oranları, normal gebe
oranlarından yüksektir.



 



Dünya Sıhhat Örgütü (DSÖ) hem riski düşük hem de riski
yüksek anne adayı tedavisi üstlenen bir merkezin ortalama sezaryen oranının %17
olması gerektiği görüşünü savunmaktadır. DSÖ, bir merkezin sezaryen oranının bu
oranın üstüne çıkması durumunda, o merkezin "sezaryen yapılma nedenlerini
tekrar gözden geçirmesi gerektiği" görüşünü taşımaktadır.



 



Günümüzde çoğu merkezde oran %15-25 arasında değişmekte ve
merkezlerin önemli bir kısmında önde gelen sezaryen nedeni daha önceki gebeun
(ya da gebeların) sezaryenle gerçekleşmiş olmasıdır.



 



Sezaryen kararı verirken en önemli etken elbette kitabi
bilgiler ve DSÖ verileri değil, gebea yardım eden kişinin (yani kadın-gebe
uzmanının) o gebe hakkında taşıdığı histir. Anne ve bebek sağlığının
sorumluluğunu üstlenecek olan doktor elbette kararı kendisi verecektir. Bu
karar da doktorun edindiği tecrübelere, gebeun yapılacağı yerin koşullarına,
anne adayının ikna olması gibi faktörlerle yakından ilişkilidir.



 



Günümüzde hem anne hem de bebek açısından sezaryenin daha
iyi olduğunu gösteren bilimsel veriler olduğu gibi, bunların karşısında yer
alan, yani normal gebeun hem anne hem de bebek sağlığı açısından daha iyi
olduğunu gösteren çok daha fazla sayıda bilimsel veri bulunmaktadır. Ancak her
gebelik farklıdır ve bu yüzden karar verirken teorik bilgilerle, anne adayının
ve bebeğinin durumu beraberce ele alınmalıdır.



 



Sezaryen sonrası neden yine sezaryen?



 



Sezaryen ne kadar usulüne uygun olarak gerçekleşirse
gerçekleşsin her seferinde uterusta bir "yara izi" bırakır. Bu yara
izi de ne kadar iyileşirse iyileşsin, yeni bir gebelikte uterus yeniden
büyümeye başladığında ve gebe eyleminde ortaya çıkan kasılmaların etkisiyle
ortaya çıkan gerginlik nedeniyle açılmaya ve ileri durumlarda yırtılmaya eğilim
gösterir. Bu açılma eğilimi özellikle önceki sezaryendeki uterus kesisi (cilt
kesisiyle karıştırılmamalıdır) "klasik" yani dikey olanlarda yüksektir.
Ancak günümüzde sezaryenlerin önemli bir kısmı "alt segment yatay
kesi" adı verilen uterus kesisiyle uygulanmaktadır. Alt segment yatay kesi
iyileştiğinde yeni bir gebelik ve gebe eyleminde bu tür kesiler çok daha az
gerilir ve açılma ve yırtılma olasılıkları çok daha düşüktür.



 



Daha önce sezaryenle gebe yapmış bir anne adayında bu neden
pelvis ("çatı") darlığı gibi yeni gebelikte de devam eden bir olaysa,
zaten aynı neden devam etmektedir. Bu nedenle bariz pelvis darlığı olan bir
anne adayı tüm gebelarını sezaryenle gerçekleştirme durumundadır. Ancak şu da
bilinmelidir ki, bariz pelvis darlığı gerçekte çok sık rastlanan bir durum
değildir



 



Bir anne adayının geçirmiş olduğu sezaryen sayısı arttıkça
artan riskler nelerdir?



 



Sezaryen sayısı arttıkça uterusa yapılan kesi sayısı artar
ve oluşan nedbe dokusu yeni bir gebelikte gerilerek açılmaya ve yırtılmaya daha
da duyarlı hale gelir.



 



Sayı arttıkça ameliyata bağlı, ameliyatın doğal sonucu
olarak karın içinde ortaya çıkan yapışıklıklar artar. Bu yapışıklıklar yeni bir
ameliyatta uterusa ulaşılmasını zorlaştırabilir ve/veya uterusa ulaşılmaya
çalışılırken mesane gibi komşu organların zedelenmesine neden olabilir.



 



Sayı arttıkça doğası gereği uterus kesisi yakınlarında
yerleşim göstermeyi "seven" plasentanın gebe kanalına yakın ve hatta
bu kanalı kapatacak şekilde yerleşme olasılığı artar. Placenta previa adı
verilen bu durum, plasenta dokusu uterusun kas liflerinin içinde yerleştiği
durumda (accreata-"akreata" okunur) daha da karmaşık bir hal alır ve
cerrahi işlemin seyrini zorlaştırabilir ve oldukça komplike hale sokabilir.



 



Bir kadın maksimum kaç kez sezaryen olabilir?



 



Yukarıda bahsedilen riskler daha önceden bir kez sezaryenle gebe
yapmış bir kadının yeni bir gebelik ve gebe eyleminde nispeten az ortaya
çıkarlar. Ancak özellikle ikinci sezaryen sonrasında üçüncü bir sezaryen
uygulanan kadınlarda yukarıda bahsedilen risklerin sayısı sezaryen sayısı
arttıkça eksponansiyel ("sayı arttıkça her artışta daha da hızlı
artan" bir şekilde) artış gösterir. Ortadoğu ülkeleri gibi çocuk sayısının
özellikle "önemli" olduğu ülkelerde kadınlara 8 adet sezaryene kadar
uygulandığı literatürde görülmektedir. Yine de bir kadın için olan mantıklı
olanı ideal olarak iki, maksimum üç sezaryenle ailesini tamamlamasıdır.



Admin · 37 görünüşler · 1 yorum
Oca102009

Kemiklerinizin geleceğine yatırım yapın




Halk arasında ''kemik erimesi'' olarak bilinen
''Osteoporoz'' (Kemik kitle kaybı) zayıflamayına karşı çocukluk ve ergenlik
döneminde önlem alınması gerektiği bildirildi.



 



Çukurova Üniversitesi (Ç.Ü) Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp
Anabilim Dalı Öğretim Üyesi  Rengin
Güzel, özellikle 30 yaş sonrasında, kemik kitlesinde azalma ve kemik dokusunun
iç mimari yapısının bozulması sonucu kemiklerin kolay kırılabilir hale
geldiğini söyledi.



 



Yaşlanmayla birlikte omurgalarda yükseklik kaybı ile
kamburlaşma, boyda kısalma ve sırt ağrıları, basit düşme ve zedelenmeler
sonucunda el ve bilek kırıkları ile kalça kırıkları geliştiğini ifade eden
Güzel, şöyle mevzuştu:



 



''Osteoporoz kendisini ileri yaşlarda gösteren bir zayıflama
olmasına rağmen doruk kemik kitlesi gençlik dönemindeki önlemlerle ilişkilidir.
Kişiler, 30 yaşında doruk kemik kitlelerine ulaşmaktadırlar. Yaşlanma dönemine
girerken bu kitle ne kadar fazlaysa o kadar avantaj sağlarlar.''



 



Güzel, çocuk ve ergenlik döneminde yeterli miktarda kalsiyum
alınmasının, ileri yaşlardaki osteoporoz riskini azalttığına işaret ederek,
ailelerin bu mevzuda çocuk ve gençlere örnek olmaları gerektiğini bildirdi.



 



GÜNLÜK KALSİYUM GEREKSİNİMİ



 



Güzel, sadece çocukluk döneminde değil, çok hızlı bir
büyümenin gerçekleştiği ergenlik döneminde de mutlaka yeterli miktarda kalsiyum
alınmasını önererek, şunları kaydetti:



 



''Günlük kalsiyum gereksinimi 1-5 yaş arasında 800 miligram,
6-10 yaş arasıda 800-1200 miligram, 11-24 yaş arasında ise 1200-1500 miligram
kadardır. Türk diyetinde ortalama olarak 300 miligram kadar kalsiyum
bulunmaktadır ki, bu gerekenin çok altındadır.



 



Bir bardak sütveya yoğurtta 300 miligram kalsiyum olduğu
düşünülünce çocuklarımızın bu ürünlerden günde en az 2-3 su bardağı kadar
tüketmelerini sağlamamız, ileride güçlü kemiklere sahip olmaları açısından
önemlidir.''



 



Güzel, çocukların çok sevdiği koşma, zıplama, ip atlama gibi
sporların de kemikleri güçlendirdiğini sözlerine ekledi.



Admin · 58 görünüşler · 2 yorumlar
Oca102009

Kolesterolü diyetle düşürme önerileri




Millet olarak en çok, 'kolesterolümüzün yüksekliğinden'
şikayetçiyiz. Kolesterolü düşük tutmanın yolu ise bilinçli bir diyetten
geçiyor. Diyette posalı besinlere bol miktarda yer verilmesi, meyve-sebzenin
daha çok tüketilmesi ve kızartmadan uzak durulması öneriliyor.



 



 



Acıbadem Hastanesi Kadıköy Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül
Sangu,  muhabirine yaptığı açıklamada,
kolesterolün, hayvansal besinlerde ve tüm hücrelerde bulunan mum yapısında yağa
benzer bir madde olduğunu belirterek, "Kolesterol hepimizin vücudunda
bulunur. Hem vücudumuzda üretilir hem de dışarıdan hayvansal besinlerle
alınır" dedi.



 



 



Kolesterolün, vücuda 'LDL' olarak bilinen düşük dansiteli
lipoproteinler ile taşındığını vurgulayan Sangu, "LDL, kolesterolden en
zengin lipoproteindir ve kötü kolesterol olarak bilinir. Normalde dokulara
hücre zarı yapımı için gerekli kolesterolü taşır fakat fazlası damar
duvarlarında kolesterol birikmesine neden olur. Bu da kalp Zayıflamaları
riskleri açısından önemlidir. Kolesterol ayrıca, vücudumuzda HDL olarak
bildiğimiz yüksek dansiteli lipoproteinler ile taşınır. Bu, iyi kolesterol
olarak bilinir. HDL, dokularda biriken kolesterolü toplayarak parçalanmak üzere
karaciğere taşır. Bu sebeple LDL kolesterolün düşürülüp HDL kolesterolünün
arttırılması, kolesterol düşürücü diyette hedef alınmaktadır" diye mevzuştu.



 



ZEYTİNYAĞI TÜKETİMİNDE SINIR YOK



Diyez Uzmanı Sangu, zeytinyağının, kolesterolü düşürdüğü
için sınırsız olarak tüketilmesinde sakınca bulunmadığını ifade ederek,
"Günlük alınan enerjinin yüzde 25-30'u yağlardan gelmeli. Bu yağların da
yaklaşık yüzde 7-10'u doymuş, yüzde 10'u tekli doymamış, yüzde 10-15'i çoklu
doymamış yağ asitlerinden karşılanmalı. Zeytinyağı tekli doymamış yağ asidi
olduğu için mutlaka diyette yer verilmeli fakat çoklu doymamış yağ asitlerini
unutmamak kaydıyla. Bunun dışında günlük yağ ihtiyacı için zeytinyağı (yerine
fındık yağı) ile birlikte mısırözü yağını (veya yerine soya veya ayçiçek yağı)
eşit oranda karıştırıp yemeklerde ve salatalarda bu yağ karışımı
kullanılmalı" dedi.



 



 



Fındık, ceviz, badem gibi yağlı tohumlar, kalp sağlığı
açısından değerli yağ asitlerine sahip olduğundan beslenmede yer verilmesi
gerektiğini kaydeden Sangu, "Ancak, yağlı tohumların yağ içeriğinin yüksek
olması nedeniyle fazla miktarlarda tüketilmesi kan kolesterol oranını
düşürmüyor. Günlük 6-8 adet fındık veya 2 adet ceviz yeterli" diye mevzuştu.



 



 



Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu, süt ve süt
ürünlerinin sıhhat açısından, diğer besin gruplarından farklı olarak tüm besin
öğelerini içerdiğini hatırlatarak, "Bu sebeple, doymuş yağ oranı yüksek bu
besinlere mutlaka günlük beslenmede sınırlı olarak yer verilmeli. Bu
besinlerdeki görünmeyen doymuş yağları azaltmak için süt, peynir ve yoğurdu az
yağlı veya yağsız olarak tercih edilmeli" dedi.



 



 



Tavuk ve balığın da kırmızı et gibi hayvansal yemeklar
kapsamına girdiğini anlatan Sangu, "Bu grup besinler belirli miktarlarda
kolesterol içeriyorlar. Bu nedenle hiç bir hayvansal besin sınırsız yenilemez.
Önemli olan, bu besinlerin yenilme sıklığı ve miktarı. Yağsız kırmızı et
haftada 1-2 kez olmak üzere ortalama 100 gr kadar tüketilmeli" diye mevzuştu.



 



YUMURTANIN FAZLASI ZARARLI



Diyez Uzmanı Sangu, bir büyük yumurtanın 213-220 mg
kolesterol içerdiğini belirterek, "Haftada 1-2 kez haşlanmış 1 yumurtanın
1 kibrit kutusu beyaz peynir yerine yenmesi yararlı kabul ediliyor. Yumurta haşlanmış,
yağsız tavada omlet veya bol sebzeli menemen şeklinde tercih edilebilir. Dikkat
etmeniz gereken, o hafta diğer besinlerin içerisinde yumurta almamak"
dedi.



 



 



Kolesterol düşürücü diyet uygulanırken dikkat edilmesi
gereken önemli noktayı, 'posalı besinlerin arttırılması' olarak açıklayan
Sangu, "Yulaf, arpa, pirinç kabuğunda bulunan posanın karaciğerde
kolesterol sentezini engelleyerek kan kolesterolünün düşürülmesinde etkili
olduğu kanıtlandı. Posa, kolesterolün vücuttan atılmasına yardımcı olduğu için
daha çok tüketmeliyiz" diye mevzuştu.



 



 



Diyet Uzmanı Şengül Sangu, meyve, sebze ve salatanın daha
çok tüketilmesini, beyaz ekmek yerine kepekli, çavdar veya yulaf ekmeğinin
tercih edilmesi gerektiğini bildirdi. Sangu şöyle dedi:



 



 



"Kabukları ile yenebilen meyveleri kabuğuyla birlikte
tüketmeli, meyve suları yerine meyvenin kendisi yenmeli, pirinç pilavı yerine
bulgur pilavını tercih etmeli, aynı zamanda protein içeriği yüksek kuru
baklagillere beslenmemizde haftada 2-3 kez yer vermeliyiz. Tatlı tüketmek
istediğinizde, ağır hamur tatlıları yerine protein ve kalsiyum içeriği yüksek
sütlü tatlıları haftada 1-2 gün tercih edebilirsiniz. Kilo fazlanız varsa sofra
şekerini kullanmayıp, içeceklerinizi şekersiz veya tatlandırıcı kullanarak
tercih etmelisiniz."



Admin · 37 görünüşler · 1 yorum
Oca102009

Klima kullanırken dikkat




Günümüzde insanlar, sıcaklarda daha verimli ve rahat
yaşayabilmek için klima czlarını tercih ediyorlar. Artık birçok evde ve iş
yerinde klima vazgeçilmez bir aksesuar. Sıcaklardan bunalan herkes, klimalı
ortamlarda serinlemeye çalışıyor. Ancak, klimalı mekanlardan güneşli havaya
çıkma veya güneşli havadan birden klimayla soğutulmuş bir alana girmek, insan
bedenine zarar veriyor. Vücut ani sıcak ve soğuk hava değişimlerine karşı
kendini koruyamadığı için, bu durum başta solunum yolu rahatsızlıkları olmak
üzere birçok hastalığa sebep oluyor.



 



 



Acıbadem Sıhhat Grubu İç Zayıflamaları Uzmanı Dr. Mehmet
Karaaslan,  muhabirine yaptığı
açıklamada, klimalar doğru kullanıldığı takdirde kimse için sıhhat problemine
yol açmadığını, ancak bilinçsiz kullanımın özellikle çocukları, yaşlıları ve nefes
darlığı hastalarını etkilediğini bildirdi. Dr. Karaaslan, "Bu kişilerin
vücutları ani değişikliklere adapte olmakta zorlanmaktadır. Bu değişiklikler
vücuda ekstra yük getirmekte ve duyarlı dengelerin kolayca bozulmasına yol
açmaktadır. Ayrıca direkt klimalarda bazı basillerin yayılabileceği bilinmektedir.
Özellikle filtresiz olanlar nefes darlığı hastaları için problem
doğurabilir" dedi.



 



 



Klimanın sebep olduğu rahatsızlıkları önlemenin yolunun,
havayı ağır ağır soğutmaktan geçtiğini belirten Uzm. Dr. Mehmet Karaaslan,
"Genellikle sıcaklardan bunalanlar, klimaları çalıştırarak bir an önce
sıcak ortamdan serin ortama geçmek istiyorlar. Oysa klimaların, ortamı belirli
zaman aralıklarında ağır ağır soğutmak için kullanılması gerekiyor. Örneğin,
dışarıda sıcaklık 40 derece ise klima çalıştırılacak ortamda sıcaklığın
aralıklarla 5'er derece düşürülmesinde fayda var" diye mevzuştu.



 



 



 klimalarla ilgili
olarak en çok yaşanan şikayetlerden birinin de kaslardaki tutulmalar olduğunu
kaydederek, "Bu yakınmaları yaşamamak için, çalışan klimaların yakınında
uzun süre durmamak ve klima akımına direkt maruz kalmamak gerekiyor" dedi.



Admin · 50 görünüşler · 1 yorum
Oca102009

Yaz aksilikleri için ilkyardım




Yaz mevsiminde, hiç umulmadık durumlarda bayılma,
burkulma-kırılma, zayıflama tehlikesi, yanıklar ve arı sokması gibi vakalarla
karşılaşmak mümkün. Bu tür olaylarda ilk yardım kurallarına uyularak yapılacak
bir müdahale hayat kurtarıcı olabileceği gibi bilgisizce yapılacak işler,
hastayı veya kazaya uğrayanı daha kötü duruma düşürebiliyor.



 



 



Bayılmalar: Acıbadem Bakırköy Hastanesi Acil Tıp Uzmanı Dr.
Serpil Yaylacı,  muhabirine yaptığı
açıklamada, bayılan veya kendini kaybeden birine su içirmeye çalışmanın
yanlışlığına temas ederek, "Nefes borusuna su kaçmasına ve hastanın
ölümüne yol açabilirsiniz. Sara hastasının ellerinde, kollarında kasılmalar
izlenir ve ağzından köpükler sızar. Nöbeti durdurmaya çalışmayın, hastanın
başını koruyarak kontrolsüzce yere çarpmasını önleyin. Nöbetlerin neredeyse
hepsi kendiliğinden durur. Hastanın ağzına bir şeyler sokmaya çalışmayın, çünkü
soluk borusuna kaçabilir. Parmağınızı ısırıp koparabilir. Ağzında köpükler veya
kusmuk varsa, soluk borusuna kaçmasın diye kişiyi yan çevirmek yeterli"
dedi.



 



 



Zayıflama Tehlikesi: Boğulduğu düşünülen kişiye, ilk yardım
bilmeyenlerin yardım etmeye çalışmaması gerektiğini kaydeden Dr. Yaylacı,
"Kime suni solunum, kime kalp masajı yapılacağının bilinmesi büyük önem
taşıyor. Çok iyi bir yüzücü de ummande kalp krizi veya felç geçirdiği için veya
dalarken, atlarken boynu zedelendiği için zayıflama tehlikesi yaşayabilir. Tüm
hastalara boynu zedelenmiş gibi dikkatli davranmak gerekiyor. Boğulan bir
kişiyi ters çevirmek, kollarından rastgele tutup yere yatırmak, ters döndürerek
ağzından su çıkarmaya çalışmak o kişiye zarar vermekten diğer bir işe
yaramaz" diye mevzuştu.



 



 



Yanıklar: Dr. Serpil Yaylacı, yanık oluştuysa, ısısı artan
derinin, musluğun soğuk tarafı açılarak yanma hissi geçene kadar suyun altında
tutulması gerektiğini belirterek, "Yanmış tene direkt buz sürmeyin. Yanığı
musluktan akan suya tuttuktan sonra üzerine temiz bir bez kapatın ve doktora
başvurun. Yanığın üzerine yoğurt, salça, diş macunu veya herhangi bir krem
sürmeyin. Yabancı maddeler, doktorun yanığın derinliğini anlamasını engeller.
Enfeksiyon riskini arttırır ve zaten ağrılı olan yara bakımını
zorlaştırır" diye uyardı.



 



 



Burkulma-Kırılmalar: Bu gibi bir durumda alınacak ilk ve en
basit tedbirin, zedelenen bölgeyi hareketsiz kılmaktan geçtiğini söyleyen Dr.
Yaylacı, "Bunu yapmak için de karton, mukavva, gazete, güneşlik, üçgen
bant kullanılabilir. Eğer ön kolda bir kırık varsa, kolu bir eşarp veya
kravatla boyna asıp, yanına iki güneşlik veya karton mevzularak hareket etmesi
önlenmiş olur. Eğer vücutta açık bir kırık varsa ve kemik dışarı çıkmışsa içeri
itilgöğüssi, hareketsiz kalacak şekilde sabitlenmesi gerekiyor. Burkulmalarda
ise ayak bileğinin üzerine basılmaması ve buz uygulanması önem taşıyor. Buzu
bir beze veya havluya sararak uygulamak daha doğru. Burkulan eklemi yukarda
tutmak, sarkıtmamak şişmeleri önler" dedi.



 



 



Arı Sokması: Acil Tıp Uzmanı Dr. Serpil Yaylacı, arı
sokmasına bağlı olarak nadir de olsa hastanın tansiyonunun düştüğünü, yığılıp
kaldığını, dudağında ve yüzünde şişlikler, kızarıklar oluşabildiğini ifade
ederek, "Hasta hızlı ve sıkıntılı nefes alıp verir. Temel hayat desteğini
başlatıp suni solunum, gerekiyorsa kalp masajı yapmak ve hastayı hızla
hastaneye götürmek gerekir" diye mevzuştu.



 



 



Böcek Sokmaları: Yılan, akrep ve böcek sokması halinde
bölgenin emilgöğüssi ve bıçakla kesilip kanatılmaması gerektiğini vurgulayan
Dr. Yaylacı, "Zehirli bölgeye bir şey sürmeyin. Temiz bir bezle üzerini
kapatıp hemen doktora başvurun. Sokulan bölgede kızarma, şişme ve yanma
olabilir. Genel durum kötüleşirse hastayı doktora götürün" dedi.



Admin · 58 görünüşler · 3 yorumlar