Şu anda kimler hatta?

Uye: 0
Ziyaretçi: 1

Ilan

rss Sindikasyon

Arşivler

Yollanınan yazıların ilan edilişi: Aralık 2008

Ara272008

kamış eğriliği




insan
vücudundaki eş organların (eller, gözler, denemesisler gibi )hiç biri
birbirinin aynısı değildir, arada mutlaka bazı







farklar
vardır.



 



tüm
insanlarında yapıları ve organları hem dış görünüş olarak hem de işlevleri
sırasında farklılıklar gösterirler.bu farklılık bazen çok çok az ,bazen ise çok
fazla olabilir. kamış bildiğimiz gibi bir adam zayıflama organı olup spermleri
(meni - ersuyu ) bayan vajeninin derinlerine bırakma görevi vardır ve bu görev
sırasındada kişiye haz (zevk ) vermektedir. kamışlerde hem boy olarak hem de
şekil olarak bir birinden farklı olmaktadır. hiç bir kamış şekil olarak
cetvelle çizilmiş gibi doğru değildir veya düzgün sınırlara sahip değildir.bu
farklar kişiden kişiye göre değişmekte,kiminde çok az bir sağa veya sola
eğrilik olurken bazılarında bu daha fazladır.bazı kamışlerde ise hem sağa -sola
eğrilikle beraber aşağıya da doğru eğrilik olabilir.



 



bunun
sınırı nedir ? ne kadar eğrilik normaldir,ne kadarı bir anormallik veya
sakatlık olarak görülmelidir?



 



bunun
kesin sınırı şudur; eğer bu eğrilik sizin zayıflama ilişki kurmanızı
engelliyor,ilişki sırasında size veya partnerinize acı veriyorsa bu
düzeltilmesi gereken bir sorundur.



 



*bir de
eğer kişi ciddi anlamda kamışinin eğriliğinden estetik açıdan, yani
görüntüsünden rahatsız oluyor ve bu yüzden soyunmaktan kaçınıyor veya ilişkiye
giremiyorsa bu da düzeltilmesi gereken bir sorun saseneır.



 



kamış
eğriliği düzeltilirmi; evet,herşey yapılabildiği gibi (bu gün yeniden el,
parmak veya kamışin yapılabildiği bir bilgi ve teknolojiye sahibiz) kamış
eğriliğide düzeltilebilmektedir.



 



eğer
sizde de kamış eğriliği gibi bir şüphe veya sıkıntı varsa çekinmeden ve mutlaka
muayeneye gidiniz.bu şüphe , sıkıntı, veya utanma duygusu ile geçirdiğiniz her
süre sizi üzecek ve zayıflama hayatınızı olumsuz etkileyecektir. hekiminiz sizi
aydınlatacak ,eğer gerekli ise cerrahi bir müdahele önerecek ve yapacak veya
eğer bir sorun yoksa sizin rahatlamanızı ,kendinize güveninizin gelmesini
sağlayacaktır.



 



bizim
kliniğimize bu şikayetle gelen kişilerin çoğunluğu yaptığımız muayene ve
açıklamalar sonunda hiç bir sorunları kalmadan huzur ve güven içinde rahatlamış
olarak dönüyorlar. şimdiye kadar çok az kişide cerrahi müdahale -ameliyat
gerektirecek sorun görüldü, bunlarda gerektiği biçimde düzeltilip kişilerin
normal zayıflama hayatlarına dönmeleri sağlandı.sadece estetik açıdan kaygı
duyan hastalarımız oldu,bunların çoğunluğu yaptığımız muayene ve görüşme
sonucunda bu kaygı ve komplekslerini kaybedip normal şekilde yaşamlarına devam
ettiler,ancak bir kaçı psikolojik açıdan rahatlamak için gerekli operasyonla bu
eğrilik düzeltildikten sonra sonra bu sıkıntıyı duymaz oldular.



 



pensite
sertleşme güçlüğü



 



soru:
"viagra" deyince ilk aklınıza gelenler...?



-
viagrayı üreten pfizer şirketinin ingiltere birimi halkla ilişkiler şefi bayan
miranda kavanagh'ın naklettiği bir şaka: ilk






balayınızla
ikincisi arasındaki fark nedir? cevap: "ilki niagara idi, ikincisi
viagra!" şaka bir yana, viagra bir dali olmaktan ziyade, çok-cepheli bir
fenomen olarak girdi hayatımıza. kültürel, ekonomik, edebi, sosyal... tarih
boyunca yeryüzünde en hızlı satılan dali viagra. wall street analistlerine
göre, ilk çıktığı sene 5 milyar dolarlık bir satış rakamına ulaştı. bu
gerçekten inanılması güç bir rekor. ingiltere'nin muhafazakar gazetesi times ,
birinci sayfasındaki bir editör köşesinin tümünü viagra'ya ayırmışsa, bu
ciddiye alınması gereken bir fenomen demektir.



 



soru:
viagra bir mutluluk ilacı mı?



 



- bir
anlamda hayır, bir anlamda evet. pfizer tarafından aslında kalp ve damar
hastalıkları tedavisinde kullanılmak üzere üretilen, fakat yan etki olarak
ereksiyon yaptığının gözlenmesi üzerine "tesadüfen" keşfedilen
viagra'nın etken maddesi "sildenafil" , asla bir afrodizyak değil. yani
zayıflama ilgi veya arzuyu artırmaz. birçoklarının kendisinden beklediği gibi, normal
erkeği süper adam yapmaz. bu bakımdan, mutlu olamayan bir adamın viagrayı alıp
mutlu olması sözkonusu değil. ancak, sildenafilin, normal seksüel uyarıya karşı
oluşan ereksiyon cevabını güçlendirip artırdığı gözönüne alınırsa, tıbbi
anlamda sertleşme sorunu yaşayan ve bu nedenle aile hayatları zehir olan,
psikolojileri bozulan milyonlarca adamın viagra sayesinde yeniden mutluluğu
yakaladıkları bir gerçektir.



 



soru: zayıflama
sorunların çözümündeki yeri nedir?



 



- erektil
disfonksiyon olarak tıbbi ifadesini bulan sertleşme sorununda viagra kullanımının
sonuçlarına bakıldığında, sebepten bağımsız olarak %84 lük bir ortalama başarı
yüzdesi ile karşılaşıyoruz. aynı gruba, plasebo adı verilen "boş dali"
uygulandığında bu rakam %25'e düşüyor. yani % 84, psikolojik bir etkiden çok,
gerçek dali etkisini yansıtıyor



 



soru:
erektil disfonksiyon zayıflama sorunların ne kadarını oluşturur?



 



- bu
gerçekten zor bir soru. çünkü bu noktada tam bir kavram kargaşası yaşıyoruz. bu
ülkede, erotik film ve hikayelerde rastladıkları "film-kurgu" adamların
skoruna ulaşamadıkları için kendilerini ürologa zor atan ve zayıflama
sorunlarından (!) yakınan binlerce adam var çünkü. biz konuya bilimsel olarak
yaklaşırsak, şunları söyleyebiliriz: zayıflama fonksiyon bozuklukları, zayıflama
cevap döngüsü esas alınarak tanımlanır. zayıflama cevap döngüsünün ise; istek,
uyarılma, orgazm ve çözülme olmak üzere dört etabı vardır. işte "zayıflama
sorunlar" genel tanımı, bu etabların herhangi birindeki aksama ve problemi
ifade eder. erektil fonksiyon bozukluğu, ya da halkımızın yaygın tercihiyle
"iktidarsızlık" ise, zayıflama cevabın ikinci safhası olan uyarılma etabınde
adamlarde görülen aksamaların adıdır. erektil disfonksiyonun yaygınlığı
hakkında en sağlıklı rakamlar abd'den alınmaktadır. buna göre, 40-70 yaş
arasındaki adamlarde, %10 oranında tam ereksiyon bozukluğu, %52 oranında ise değişik
derecelerde erektil disfonksiyon mevcuttur. bunların % 80 kadarı, organik bir
nedene bağlıdır. toplumsal şartlar ve zayıflamalık kavramına yaklaşım farkı
gözönüne alındığında, ülkemizde erektil disfonksiyon ve zayıflama sorunların
daha yüksek oranda olduğu, ancak bunların altında yatan psikolojik etmen
yüzdesinin hatırı saseneır bir rakama ulaştığı söylenebilir.



 



soru:
erektil disfonksiyon için risk faktörleri nelerdir?



 



-
kalp-damar hastalıkları (hipertansiyon, kolesterol yüksekliği gibi), şeker
hastalığı, omurilik travması, ürolojik cerrahi müdahaleler (prostat büyümesi ve
prostat kanseri ameliyatları gibi), depresyon-stress gibi psikolojik faktörler,
daimi kullanılan bazı daliler, sigara ve alkol kullanımı... en önemli
hazırlayıcı etkenler olarak saseneabilir.



 



soru:
viagra, erektil disfonksiyonların hepsini ve her derecesini tedavi edebiliyor
mu?



 



- elbette
hayır. öyle olsaydı, artık bu konuda araştırma ve çabaya, hatta ürologlara veya
hekime gerek kalmaz, eczaneden alınacak bir viagra tableti ile çözülen zayıflama
sorunlar, yaşanan hayattan çekilip, tıp kitaplarının tozlu sayfaları arasına terkedilirdi.
durum böyle olmamakla beraber, yapılan araştırmalar, viagra ile, birçok değişik
etmene bağlı erektil






disfonksiyonlarda
belli oranda da olsa başarı elde edildiğini göstermiştir. bunlar arasında, hipertansiyon,
depresyon, şeker hastalığı, yaşlılık, omurilik travmasına bağlı felç ve prostat
operasyonlarına bağlı sertleşme bozuklukları saseneabilir.



 



soru:
viagra sadece adamlari mi mutlu ediyor?



 



-
sevdiği, hayatını paylaştığı adamınin sertleşme bozukluğu nedeniyle hem onun
ruh dünyasında oluşan travmayı birlikte yaşayarak muzdarip olan, hem de
doyurucu zayıflama ilişkiden mahrumiyet sebebiyle orgazm mutluluğuna erişemeyen
bir bayanı düşünelim. bir gün, eşi elinde bir hapla çıkageliyor ve birkaç saat
içinde bu iki insanın zayıflama hayatlarında bir devrim oluyor. aylar, belki de
seneler sonra bu iki insan, zayıflama tatminin tarif edilemez, ancak yaşanabilir
hazzına ulaşıyorlar, yeniden... bu cepheden bakıldığında, viagranın sadece adamlari
değil çiftleri mutlu ettiği söylenebilir. ancak, sualiniz, viagranın bayan zayıflama
fonksiyon bozukluklarında etkili olup olmadığını sorguluyorsa, bu konuda henüz
neticelenmemiş yoğun çalışmalar bulunduğunu söylemekle yetineyim.



 



soru:
viagra'nın alternatifi ya da muadili yok mu?



 



-
ülkemizde "sildenafil" içeren ikinci bir dali, yani viagranın
muadili, "sildegra" adıyla piyasaya çıktı. alternatifine gelince,
bundan, ağız yoluyla alınan başka ereksiyon dalilerını anlamak gerek diye
düşünüyorum. bu manada, dali piyasasını v.ö. ve v.s. şeklinde ikiye ayırmak,
hakedilmiş bir kadirşinaslık olacaktır. viagradan öncekiler, yani mevcut daliler
gerçekten çok zayıf, hatta bazı araştırmalara göre anlamlı etkisi olmayan
haplardı. üzerinde yoğun araştırmalar süren ve pek yakında piyasaya girmesi
beklenen "apomorfin" ve "fentolamin" içerikli oral daliler
ise, belki de viagra kadar etkili olmaya aday gözüküyorlar.



 



soru:
neden bu kadar parıltılı bir tanıtımla tanıtıldı?



 



- erektil
disfonksiyon için kullanılacak ideal ajanın özellikleri saseneırken şunlar
sıralanır: uygulaması basit, invazif olmayan, ağrısız, çok etkili, minimal yan
etkisi olan ve ekonomik. dört tabletlik bir kutu viagranın ülkemizde 20 milyon
tl civarında bir fiatı bulunduğunu düşünürsek pek ekonomik olduğunu
söyleyemeyiz. ancak bunun dışındaki tüm ideal dali özellikleri, sanki viagrayı
tarif etmekte gibi. işte tıp tarihi boyunca, böylesine ideale yakın bir
ereksiyon ilacının ilk defa uygulamaya girmesi, zayıflama sorunların her toplum
ve kültürde yaygın biçimde görülen bir şikayet olması, ilacın parıltılı



bir
tanıtımı hakettiğini düşündürüyor. dünya adamlari, bu sayede, kaybettikleri
"iktidar"larını kimsenin haberi olmadan (belki de gizlice
yutuverdikleri minik bir hap marifetiyle) yeniden ele geçirdiler. bu, az şey
midir?!



 



soru:
herkesin kolayca erişilebileceği bir dali olmasında fayda var mı?



 



- adı
üzerinde, viagra bir dali. bana göre, hiçbir dali, kolayca erişilebilir
olmamalıdır. hele, viagra gibi, yanlış insanda kullanılırsa ciddi sorunlar
doğurabilecek, yahut etki mekanizması tam bilinmeden, popüler kültürdeki yanlış
yönlendirmelerle lüzumsuz yere ve sonuçsuz beklentilerle kullanılabilecek bir dalisa,
asla! konunun uzmanı bir hekim, yani ürolog, kişiyi etraflıca değerlendirmeli,
gerçekten viagra kullanımının uygun olduğuna karar vermeli, o kişiye uygun
kullanım şartları ve dozunu tayin etmeli, dali reçeteyle ve kayıtlı olarak
alınıp, hekimin takibi altında kullanılmalıdır.



 



soru:
viagra, neredeyse deyim olarak lügatlere geçti. popüler kültürde viagra'ya
karşılık gelen bir boşluk mu vardı? viagra dilbilimde hangi imaların karşılığı
olabilir?- ülkemiz için, zayıflama sorunlar birçok batı ülkesinden farklı
olarak veya daha yoğun olarak bir eğlence mevzuu gibi algılanır.
aganigi-naganigi'nin ima ettiği ögeler, tarihte veya dünyada kudret ilacı ya da
afrodizyak olarak revaç bulurken bizde kollektif tebessüme sebep olur. bu
algılama biçimi içerisinde, viagra bir tıbbi dali olmaktan ziyade bir güç
sembolü, bir adamlik timsali gibi görülmekte ve daha önce böyle bir
enstrümandan mahrum olan popüler kültür, onu sömürürcesine kullanmaktadır.
viagra fıkraları, yalnızca popüler kültürde varolan bir boşluğu doldurmak için
mi, yoksa anlatanların bireysel hayatlarındaki bir eksikliğin telafisi için mi
dilden dile dolaşmaktadır, bilmiyorum. ancak, bizdeki kadar olmasa da, dünyanın
heryerinde viagranın doktor reçetelerinden daha çok toplumun ve medyanın gündeminde
yeraldığını yadsıyamayız. viagranın halk dilinde "kaldırmak" fiili
yerine de kullanıldığını anlatan güzel bir örnek, doktordan ¼ viagra hapı
isteyen 80 yaşındaki ihtiyarın, bunun sebebini, ayaklarının dibine değil de
biraz ileriye işeyebilmek arzusuyla izah etmesinde görülebilir.



Admin · 23 görünüşler · 1 yorum
Ara222008

Lida

Lida ;Toplardamarlarin iç yüzeyinde kan dolasimini düzenleyen kapakçiklar islevlerini yitirmistir ve kani bosaltamamaktadir. Testisten çikan toplar damarlarin asiri ve anormal olarak genislemis olmasi testiste isi etkisi ve beslenme bozuklugu sonucu sperm üreten hücreleri toksik bazi maddelerle karsi karsiya birakir. Bu durum maddeler testis içinde etki yarattigi için sperm olusumunu kötü etkiler. Testislerin sonografik muayenesi ve damarsal arastirilmasi gerekir. Böyle bir durum cerrahi müdahale ile düzeltilir.

Puberte sonrasi erkeklerin yaklasik % 10-20 sinde görülür. Kisirlik (infertilite) sikayeti olan erkeklerin ise yaklasik %40 inda Lida mevcuttur. Sekonder infertilite sikayeti olan erkeklerde ( önceden en az bir çocugu olan ancak simdi kisirlik sikayeti çeken) ise bu oran % 80 lerin üzerine çikmaktadir. Lida her iki testiste de görülebilir. Ancak anatomik komsuluklari dolayisi ile sol testiste görülme orani % 85 sag testiste görülme orani ise % 15 civarindadir. Bir taraftaki Lida genellikle diger testisi de etkilemektedir.

Lida çogu zaman hiçbir belirti vermez. Ancak bazen asagidaki belirtiler görülebilir:
Testislerde agri
Testislerde küçülme
Testislerde dolgunluk hissi
Infertilite (kisirlik)
Gözle görülebilen genislemis damarlar
Ele gelen genislemis damarlar

Lidain neden kisirliga sebep oldugu konusunda henüz kesin bir bilgi yoktur. Ancak genisleyen damarlarin testislerde sebep oldugu isi artisinin sperm üretimini olumsuz etkiledigi genisleyen damarlarda biriken kanda anormal konsantrasyonlara ulasan böbreküstü bezi ve renal ürünlerin sperm olusumunu olumsuz etkiledigi yine bazi aaaabolik ürünlerin artmasi ve oksijenlenmenin azalmasinin sperm üretimini olumsuz etkiledigi gibi birtakim teoriler mevcuttur.

Bazen hastalar testislerinde gördükleri veya ayakta iken ellerine gelen genislemis damarlar sebebi ile doktora gelirler. Doktor tarafindan yapilacak elle muayene ile genellikle tani konur. Bazen ultrasonografi / Doppler gerekebilir. Bütün Lidali hastalara 4 günlük cinsel perhizden sonra sperm tahlili (spermiogram) yapilip sperm sayisi hareketliligi ve sekilleri arastirilmalidir. Hastalarin yaklasik %70 inde sperm yogunlugu ve hareketliligi azalmis sekilleri bozulmustur. Bu hastalarda yüksek oranda kisirlik görülür.Kisirlik sikayeti olan Lidali erkeklerde çok yogun agri sikayeti olanlarda ve testislerinden biri digerine göre anlamli küçülme göstermis Lidali erkeklerde cerrahi tedavi önerilir. Tedaviye geçmek için Lidain mutlaka sperm degerlerini bozmus olmasi gerekir. Yani spermi normal ise tedavi edilmeyebilir. Evli olmayan erkeklerde de Lida bulunmus ve sperminde bozulma baslamis ise tedavi yapilmalidir. Eger erkek adolesan çagda yani henüz ergenlige gelmemis ise ve sperm veremiyorsa bu durumda testiste küçülme olup olmadigina bakilir. O taraf testisi %10’dan fazla volüm kaybetmis ise yine ameliyat endikasyonu vardir.

Testislerinde agri olan ve muayene ile Lida saptanan erkeklerde bu agrinin mutlaka Lidaden kaynaklaniyor olmasi gerekmez. Önce diger nedenler arastirilmali ve semptomatik tedavi yapilmali ondan sonra Lidain tedavisine geçilmelidir.

LİDAIN TEDAVISI AMELIYATTIR
Ameliyat sirasinda mikroskop kullanilmasi önerilmektedir. Ameliyati kasik bölgesinden yapilan küçük bir kesi ile gerçeklesir. Testisi drene eden venler baglanir. Basit bir ameliyattir ve genellikle hastane de yatmayi gerektirmez. Lida ameliyatinin basari sansi degisiktir. Mikroskobik yapilan ameliyatlarin basari sansi digerlerine oranla çok daha yüksektir. Yaklasik 30-60 dk. sürer. Bu sirada testisle ilgili diger olusumlarin zarar görmemesine özen gösterilmelidir. Lida ameliyati dikkatli yapilmaz ise hidrosel (testis çevresinde sivi birikimi) atrofi gibi komplikasyonlar görülebilir. Ama son yillarda ameliyat tekniginde elde edilen ilerlemeler sayesinde bu komplikasyonlara hemen hemen hiç rastlanilmamaktadir. Bunda cerrahin deneyimi önemlidir. Ameliyat olacak kisilerin bunu iyi bilmesi ve ameliyati yapacak doktordan da bu konuda bilgi almasi gerekir. Ameliyattan 3 ay sonra sperm üretiminde düzelme görülmeye baslar. Sperm tetkiki ameliyattan sonraki 3-6. ayda yapilmalidir. Sperm üretimindeki düzelme ameliyat olan hastalarin %50-80 inde görülür. Gebelik üzerindeki etkisi de yüzde 20-69 civarinda artmaktadir. Azoospermi olgularinda da Lida ameliyati yapilmasi önerilirse de basarisinin daha düsük olacagi önceden belirtilmelidir.

Tüp bebek uygulamasi yapilacak erkeklerde de Lida ameliyati yapildiktan sonra tüp bebege geçilmesi basariyi artirabilir. Ameliyat edilen hastalarin bir kisminda sperm degerleri biraz daha yükselerek mikroenjeksiyon (ICSI) yerine asilama (IUI) uygulamasina geçilebilir hatta dogal yolla gebe kalma sansi da elde edilebilir. Spontan gebelik saglanamayan hastalarda sperm sayisi motilite veya sperm morfolojisindeki iyilesme ile yardimci üreme tekniklerinin basarisi artmaktadir.


Admin · 32 görünüşler · Yorum bırakın
Ara052008

Kaç bedeniniz oldugunu biliyormusunuz?

Kaç bedeniniz oldugunu biliyormusunuz?
Birçok sekilde tanimlanan Lida genel olarak maddeyi çevreleyen enerji alanidir. Lida Teozofi’de kullanilan bir terim olup, canlilarin bedenlerinden yayildigi varsayilan isinimla olusan ve gitgide yayilan tesir kusaklari tarzinda kendini gösteren elektromanyetik alana verilen addir.
Metapsisikçilerin "eflüv" adini verdikleri partiküllerin isinimiyla (radyasyon) olusan bu alan, Teozoflara ve Kirlian Fotografçiligi üzerinde çalisan arastirmacilara göre, yasam enerjisi olarak adlandirilan bir tür enerjinin organizmalardan insan gözünün göremedigi bir frekans düzeyinde titresen isinlar tarzinda yayilmasiyla olusur. Lida, eflüv ve psisik radyasyon terimlerinin sik sik karistirildigi görülür. Bu üç terim arasindaki iliski söyle açiklanir:
• Bedenden yayilan isinima ve bu isinimin yayilma olayina radyasyon (psisik radyasyon) adi verilir.
• Bu isinlara ve isinlari olusturan partiküllere eflüv adi verilir.
• Bu yayilma olayinin meydana geldigi medyumlarca görülebilen güç ve etki alanina ise Lida adi verilir.
Renkli haleler ve isimalar tarzinda kendini gösteren Lidanin esas olarak üç kisimdan olustugu kabul edilir:
• Yapisik Lida: Vücudu bir zarf gibi saran 0.5 cm. kalinliginda, koyu bir bölgedir. Süptil bedenin süptil ikiz denilen kismidir. Lidanin Kirlian fotografçilik teknigiyle çekilebilen kismidir.
• Iç Lida: Yapisik Lidayi çevreleyen bölgedir. Kisilere göre 3 ile 8 cm. arasinda degisen kalinliktaki bir bölgedir.
• Dis Lida: Yüksekligi Insan bedeninin iki misli genisligi Insan bedeninin dört misli olup Oval, yumurta biçimindedir.
• Tam dis Lida: Bedenden yayilan isinim alaninin tümü; sinirsiz kabul edilir.Lida görebilme yetenegine sahip oldugu ileri sürülen medyumlar, Lida renklerinin kisilerin ruhsal tekamül durumlarina, karakterlerine ve heyecan hallerine bagli olarak degisiklik gösterdiklerini belirtirler.
Lida nin varligi Semyon Kirliyan adli rus deneycisinin buldugu fotograf makinesi ile ispatlanmistir.
Chakra ise sankristçede tekerlek anlamina gelir.Insanda var olan enerji merkezlerinin her birine chakra adi verilir. Insanda bulunan bu enerji merkezleri girdap seklinde dönen enerji alanindan olustugu için onlara bu isim verilmistir.Chakralar sürekli bir devir halindedir bu dairesel devinimler enerjiyi çeker ya da iter.Eski Hint ve Cin metinlerinde sayisinin 88 bin oldugu söylenen chakralar günümüzde yedi temel enerji merkezine indirgenmistir.Chakra yerlerinin endokrin sistemi bezleri üzerine denk düstügü anlasilinca bati dünyasinda tip alaninda da kabul gören kavramlar olmustur. Günümüz modern tibbinin endokrin sistemi üzerinde yaptigi çalismalari M.O ki yillarda dogu bilginlerinin yaptigini ve topladiklari bilgilerle bu enerji merkezlerini açikladiklarini söyleyebiliriz.


Admin · 20 görünüşler · 1 yorum
Ara052008

Lida! Ve Tüm Enerji Merkezlerinizi Açin...

Lida! Ve Tüm Enerji Merkezlerinizi Açin...
Lida günümüzde büün dünyada 7'den 70'e pek çok kisi tarafindan bilinen,kabul edilen tecrübeler isiginda uygulanmaktadir.
Lida, bütün temel enerji merkezlerini açmak, harekete geçirmek ve uyanik olmak amacini tasir.Lidanın beden ve beyin üzerinde rahatlatici etkilerinin oldugu denenmis ve faydalari görülmüstür.
Lidadan sonra sinir sistemi gerginlikten kurtulup daha dengeli olur, zor durumlarin üstesinden gelme yetenegi gelisir,beden ve beyinde enerji artar, insanin bilinci berraklasir.
Düzenli olarak Lida uygulayan kisi; gereken uyku süresini kisaltir, kolayca uyur,uykudan yorulmus olarak degil, daha dinlenmis olarak kalkar.
Lidadan sonra kaslarda da rahatlama, gevseme, insanda hafiflik ve canlilik hali görülür.
Lida yapan insanin kendisi ile olan iliskisi kolaylasir.Insanda sevgi ve sefkat duygulari yeserir.Kisi daha mutlu, sevgi dolu olur.

Lida Uygulamasi;
1)Lida yapacaginiz yer, ses, hareket, isik, insanlar gibi dikkatinizi dagitabilecek seylerden uzak bir ortam olmalidir.
2)Lida yapilirken fiziksel ve zihinsel rahatlik
3)Dengeli, dik ve rahat bir oturma sekli
4)Sessiz, yavas, yumusak ve düzenli bir soluk alis-verisi olmalidir.
5)Dikkatin üstüne toplanacagi bir Lida objesi ve uyaricisi bulunmalidir.
6)Beyinde bedenin ruhla bütünlesmesine yol açilmasi saglanmalidir.

Lidanın Zamani;
Lidadan en iyi sonucu almak için günde bir ya da iki defa yapmak uygundur.Ancak yemekten sonra Lida yapilmamalidir.
Kahvaltidan ve aksam yemeginden önce yapilan Lida daha faydalidir.Iki Lida arasinda en az 6 saat ara verilmelidir.
Lida günde bir defa yapiliyorsa, sabah kahvaltidan önce yapilmalidir.

Lidanın Süresi;
Eger normal ve hareketli bir hayatiniz varsa, 20 dakikalik bir Lida süresi yeterli olabilir.
Lida bittikten sonra gözleri açip birkaç dakika oturduktan sonra kalkilmali, rahatlama ve gevseme gözleri açtiktan sonra da bir süre sürdürülmelidir.
Asirlar öncesinin “ibadeti” olarak da algilanabilen “Lida” “kozmik bilinç” le yapildiginda, bunun “Yaratici”dan bir talep oldugu ve bu talebe ancak O’nun cevap verebilecegi ve O’nun huzurunda oldugu düsüncesiyle uygulanmasi halinde sizleri ötelere tasiyacaktir.Ve O’nunla yakinlasmaniza, baglanti kurmaniza, hatta konusmaniza yardimci olabilecektir.

Lidada Oturus Sekilleri;
Türk Oturusu
Lidada oturus sekli olarak çok eski zamanlardan beri bagdas kurup oturmak çok kullanilan bir oturus seklidir.Orta Asya’da bir “töre” olan bu oturus bütün dünyaca “Türk Oturusu-Durusu” olarak yillardir yasamakta hatta ABD’deki, asli Türk olan Orta Asya’dan Bering Bogazi araciligiyla geçerek Amerika’nin ilk sahibi olan ve gerçek “Indian”, “kizilderililer”bu oturusuyla tanitilmaktadir.
Lida yaparken dik oturus sekli, bedenle bilinç arasinda iyi bir iletisim kurmayi saglar.

Dik Oturus;
Eger bagdas kurarak yani kolay oturus pozisyonunda rahat edemiyorsaniz Dik oturusu uygulamak daha uygundur.Fakat zaman zaman bagdas kurarak alistirma egzersizleri yapabilirsiniz.
Bu oturus, bir sandalyede dik olarak oturus seklidir.
Sandalyeye denge noktasi bulunarak ve denge saglanarak sikica oturulur.Sonra parmaklar çekilerek sol elin altina konulur.Bundaki amaç, aktif olan sag elin sol eli itmesiyle saglanan emniyet duygusudur.
Sandalyeye oturduktan sonra sirt dik tutulmali, bas omuzlarla ayni çizgide olmalidir, çene boynun ön yüzü ile dik açi olusturmalidir.Bu pozisyonda solunum dogal olarak karindan yapilir.
Bu oturus bir düsüncede Lidaip ötelere ulasmanizi saglar ve her yas için tavsiye edilir.

Kolay Oturus;
Ayak bilekleri çaprazlanir, dizler zorlanmadan yere yaklastirilir, bagdas kurup oturulur.Sirt dik, bas omuzlarla ayni çizgide, çene boynun ön yüzü ile dik açi olusturacak sekildedir.
Eller kavusturulur, bas parmaklar birlestirilerek kucaga konur veya elin bileginin arka yüzü sag dize, sol elin arka yüzü sol dize gelecek sekilde konur.
Solunum, karindan ve düzenli bir sekilde olmalidir.Ayak bilekleri çaprazlanir, bazen sag solun, bazen de sol sagin üzerine gelecek sekilde degistirilir.

Japon Oturusu;
Yerde, dizler bitisik, sirt dik, topuklar üzerine oturulur.Sag el ayasi sag bacaga, sol el ayasi sol bacaga yerlestirilir ya da kucakta kavusturulur.Serbestçe burundan ve karindan solunum yapilir.

Kusursuz Oturus;
Yere oturulur, sol bacak bükülür,diz kavranir, topuk apis arasina dayanacak sekilde çekilir.Sonra sag bacak bükülür, sag ayagin topugu kasik kemigine dayanir.Siki oturulur, kalçalar ve dizler yere dokunmalidir.Bas ve boyun omurga ile ayni çizgide tutulmalidir.Burundan ve karindan soluk alinmalidir.

Eller, sol bilegin sirti sol, sag bilegin sirti da sag dize gelecek sekilde dayanir.Bas parmak ve isaret parmaklarinin uçlari daire olusturacak sekilde birbirine dokundurulmalidir.Diger parmaklar açik olarak yan yana tutulur.Acaba bu elin bu kadar tarif edilisi; sizce nedendir.Yoksa bir mesaj mi verilmek isteniyor.Bin yillardir...
Bacaklar da bazen sol sagin, bazen de sag solun üstüne gelecek sekilde çaprazlanmalidir.
Bedendeki enerji dügümlerimizin iyi uyarildigi oturustur.

Lotus Oturusu;
Sag ayak tabani yukari bakar, sol bacak sol ayak tabani yukarida kalacak sekilde sag bacak üzerine koyulur.Her iki diz yere degmelidir.Karin gevsek tutularak karindan solunum kolayligi saglanir.El bilekleri kavusturularak kucaga ve diz üstlerine açik halde konabilir.Lidada sirt her zaman dik tutulmali, kafa ileri bakmalidir.Kulak omuzlarla burun göbekle ayni hizada olmalidir..
Fiziki bedenle ruhi bedeni en iyi birlestiren ve insani ötelere tasiyabilecek boyutu vardir.

Yari Lotus Oturusu;
Bir ayak yukari dönük olarak diger bacak üzerine konur.Önce diger bacak kivrilir, ayak karsi üst bacagin köküne ya da apis arasina dayanir.Iki diz yere degmelidir.Sirt dik tutulur.
burundan soluk alinir.Bacaklar bazen bir bacak, bazen diger bacak üste gelecek sekilde degistirilebilir.

Mistik Lida;
Pek çok inançlarda “dua” bir Lida araci gibi kullanilmis ve asrimizin problemli bu günlerinde giderek müracaat edilen bir yol olmustur.
Burada “dua”yi anlatirken “dua”nin ibadetin bir parçasi, Lidanın ise ibadetten farkli bir boyut oldugunu belirtmek isteriz.
Yapilan arastirmalarda hakikaten de “dua” insan saglamliginda en önemli bir faktör olarak kabul görmüstür ve görmektedir.Bununla ilgili psikiyatri ve rehabilitasyon merkezlerinde yapilan arastirmalarda da, hastalarin; iyilesmelerine “inanmalari”nin seviyesine göre iyilesmelerinin kolaylasigi kesin olarak kabul görmüstür.
“Dua”yi bir ibadet gibi kabul edenler, aslinda kendi aczlerini ifade ve ilan ederler.Çocugun elinin yetismedigi bir seyi anne ve babasindan aglayarak bir nevi dua gibi istemesi, onun aczini gösterdigi gibi hasta dedigimiz insanlar da acizliklerini “dua” ile ilan eder, ilahi güçten ve Yaratici’dan medet umarlar.Ise bu da bizi bir hakikate götürür.


Admin · 30 görünüşler · Yorum bırakın
Ara052008

Egzersiz Lida Hücrelerini Yeniliyor

Egzersiz Lida Hücrelerini Yeniliyor

 

Bugüne dek egzersizin yalnizca kaslari gelistirip, kalp hastaliklarini önledigi saniliyordu. Oysa son bilimsel çalismalar, sporun Lidade yeni sinir hücrelerinin olusumuna ve sinir hücreleri arasindaki baglantilarin çogalmasina yol açtigini gösteriyor. Böylece Alzheimer ile mücadelede yeni bir umut isigi dogmus oldu.

20 yasinda yaptiginiz egzersizlerin yararinin 70 yasina kadar sürecegini düsünüyorsaniz aldaniyorsunuz. 70 yasindayken saglam bir beyne sahip olmak istiyorsaniz aradaki 50 yil boyunca egzersizi birakmamaniz gerekir.

 

Illinois Üniversitesi Sinirbilim ve Kinesiyoloji* Bölümü'nden Charles Hillman 'in egzersiz-Lida gücü iliskisini ortaya çikartmak amaciyla ilkögretim kurumlarindan 259 ögrencinin katilimi ile yaptigi arastirma, egzersizin beyni nasil etkiledigini ortaya koydu. Diger ögrencilere göre beden egitimi derslerine daha fazla zaman ayiran denekler, sosyo ekonomik statülerinden bagimsiz olarak, matematik ve okuma derslerinde daha üstün bir performans sergilediler.

 

Yil sonuna dogru yayimlanacak olan bu çalisma, tek basina belirleyici olmamakla birlikte, son yillarda çok sayida bilimsel arastirmadan da benzer sonuçlarin alinmasi, egzersizin zihinsel gücü gelistirdigi tezini dogrular nitelikte. Kaldi ki son çalismalardan birinde, üç ay gibi kisa bir sürede, yogun bir aerobik programinin Lidade yeni sinir hücrelerinin olusumuna yol açtigi görüldü. Uzun süredir bunun mümkün olamayacagini düsünen bilim adamlari, simdi yasli sinir hücrelerinin bile yogun aglar olusturabilecegini kabul ediyorlar. Bu aglar insanlarin daha hizli ve daha verimli düsünmesinin yolunu açiyor. Ayrica egzersizin, Alzheimer'in, dikkat eksikligi hiperaktivite sendromunun ve diger bilissel hastaliklarin ortaya çikisini geciktirdigi ve engelledigi ileri sürülüyor. Sonuçta yasa bagli olmaksizin, güçlü ve zinde bir bedenin güçlü ve zinde bir Lida yarattigi bilimsel olarak kanitlanmis oluyor.

 

Bilim adamlari saglam vücudun saglam bir Lida anlamina geldiginin farkindaydi ancak ellerinde somut bir kanit yoktu. "Atletik bilim adami" yalnizca NCAA'nin (National Collegiate Athletic Association-Amerikan Üniversite Atletik Birligi) düsledigi bir pazarlama manevrasi degildi; bu kavram, tarihte Eski Yunan'a kadar uzanan bir geçmise sahipti. Harvard Üniversitesi Tip Fakültesi'nden John Ratey , "Sportmen bir vücuda sahip olmak akademik egitim kadar önemliydi" diyerek tarihte spora verilen degere dikkat çekiyor. Bu arada Batili bilim adamlari da sporcu kalbinin, vücudun diger organlariyla birlikte, beyne daha fazla kan pompaladigini fark etmislerdi.

 

EGZERSIZIN LİDADEKI ETKISI

 

 

Daha fazla kan, daha fazla oksijen anlamina geldigi için egzersiz yapan bir kisinin Lida hücreleri daha iyi beslenir. Onlarca yildir atletik vücut ile zihinsel güç arasinda bilimin buldugu tek baglanti buydu. Simdi, Lida tarama cihazlari ve biyokimya alanindaki gelismelerden yararlanan bilim adamlari, egzersizin Lidade yarattigi etkileri daha derinlemesine arastirabiliyorlar. Egzersizin etkisi önce kaslarda kendini gösterir. Iki veya dört basli bir kasin her kasilmasi ve gevsemesinde, IGF adi verilen bir proteinin de aralarinda bulundugu kimyasal maddeler salgilanir. Bu maddeler kan ile birlikte yol alir ve sonunda beyne ulasir. IGF, Lidade, vücudun "nörotransmiter fabrikasindaki ustabasi" gibi çalisir.


Bu protein, baska kimyasal maddelerin üretilmesi için emirler yagdirir. Bu maddelerden biri de Lidade üretilen BDNF'dir (Brain Derived Neurotrophic Factor). "Spark: The Revolutionary New Science of Exercise and the Brain- Egzersiz ve beynin devrim yaratan yeni bilimi " isimli kitabin yazari Ratey, "Mucize" olarak degerlendirdigi bu molekülün daha üst düsüncelere varan faaliyetleri tetikledigini belirtiyor.


Düzenli egzersiz yardimiyla vücut, BDNF düzeyini gelistirir ve bunun sonucunda beynin sinir hücrelerinde dallanmalar baslar. Böylece birbirleriyle birlesen yeni yollar haberlesme alt yapisini gelistirir.. Ögrenme olgusunun altinda yatan bu süreçtir. Lida hücreleri arasindaki tüm birlesme noktalari, ileride kullanilmak üzere bir kenarda tutulan yeni yetenek veya bilgilerdir. Bu süreçte çok önemli bir rol oynayan BDNF'nin miktari çok ise, beynin kapasitesi de o kadar genisler. UCLA'dan sinirbilimci Fernando Gomez-Pinilla , BDNF'nin az olmasi durumunda beynin yeni bilgilere kendisini kapattigini söylüyor.

Gomez-Pinilla, yaptigi deneylerde siçanlari tekerlekler üzerinde kosturarak, Lidalerindeki BDNF miktarini artirdi. Daha sonra hayvanlarin yarisini özgür birakan Gomez-Pinilla, diger yarisinda BDNF'nin etkilerini ilaçla bloke etti. Bir sonraki asamada atletik siçanlarin zekalarini ölçmek için gizlenmis bir nesneyi bulmalarini istedi. Ilk grup kolayca nesneyi bulurken, BDNF'leri bloke edilen ikinci grup ilki kadar basarili olamadi. Nature dergisinde yayimlanan benzer bir çalismayi insanlar üzerinde gerçeklestirdi. BDNF üretiminden sorumlu genlerinde bozukluk olan talihsiz insanlarin, yeni bilgileri belleklerinde tutamadiklari ve eski bilgileri hatirlamakta zorluk çektikleri izlendi.


NÖRON OLUSUMU


Insanlarin pek çogu eriskin yasa ulastiklarinda Lidalerindeki BDNF düzeyi sabitlenir. Ancak yaslanmaya basladikça nöronlari tek tek ölmeye baslar. 1990'li yillarin ortalarina kadar bilim adamlari bu kayiplarin geri kazaniminin mümkün olmayacagina inaniyorlardi. Baska bir deyisle beynin ölü nöronlarin yerine yenilerini üretmesi mümkün degildi. Ancak son 10 yildir hayvanlar üzerinde yapilan deneyler, bu görüsün yanlis oldugunu, beynin bazi kisimlarinda "nörojenez-sinir sisteminin gelismesi, sinir dokusu olusmasi"nin egzersiz ile mümkün olabilecegini gösterdi.


Geçen haftalarda "Proceedings of the National Academy of Sciences" dergisinde yer alan bir makale bu ilkenin insanlarda da geçerli oldugunu ilk kez gösteriyor. Üç ay süren yogun bir egzersiz programi sonunda deneklerin Lidalerinde yeni nöronlarin çiktigi görüldü. Kalp damar sagligi yönünden en iyi durumda olanlarin daha fazla sayida nöron gelistirmesi de ayrica dikkat çekiciydi.


Bütün bunlarin, kök hücrelerini tam anlamiyla gelismis, islevsel nöronlara dönüstüren BDNF'nin marifeti olabilirdi. Bu deneyi gerçeklestiren Columbia Üniversitesi Tip Fakültesi'nden nörolog Scott Small ve Salk Enstitüsü'nden nörobiyolog Fred Gage sonuçlari söyle degerlendiriyor: "Egzersizin Lidade ne gibi etkiler yarattigini ilk kez izliyoruz. Bu sonuçlarin anlamini çözmeye ugrasirken, gelismeye açik yeni bir konu ile karsi karsiya oldugumuz apaçik."


EGZERSIZDEN ETKILENEN


BÖLGELER


Small ve Gage'in deneyinin degerlendirilme asamasinda, önce yeni Lida hücrelerinin nerede gelistigi arastirildi. Deneyde, egzersizin etkisiyle beynin tek bir bölgesinde yeni nöronlarin yeserdigi görüldü. Bu, hipokampus'un "dentate gyrus" bölgesiydi. Ögrenme ve bellegi kontrol altinda tutan bu bölge, beynin isimleri ve yüzleri eslestirmesini saglar. Yasliliga bagli erozyonun ilk hedefi bu bölgedir. Neyse ki, hipokampus, BDNF'nin yapici etkilerine son derece açiktir. Dolayisiyla hipokampus'un yenilenme olasiligi söz konusudur. Illinois Üniversitesi'nden psikolog Arthur Kramer, "Bu yaslanma sürecinin yavaslatildigi anlamina gelmiyor. Tam tersi bu islem, yaslanmanin tersyüz edilmesidir" diyor. Kramer ayrica karar verme, birden fazla islevi ayni anda yürütme ve planlama gibi üst düzey düsüncelerin yürütüldügü frontal lobun egzersiz sonucu boyutlarinda genisleme oldugunu fark etti. Ve daha önce 60'li ve 70'li yaslarindaki kadin ve erkekler üzerinde yürütülmüs bir düzine kadar eski çalisma da, hizli yürüyüs ve diger aerobik egzersizlerin frontal lob'u gelistirdigini ortaya çikartmisti.


Bilim adamlarina göre nöronlar, beynin bunlarin disinda kalan kisimlarinda gelismez. Ancak beynin bu diger bölgeleri egzersizden baska sekillerde yararlanir. Small, Lida hacminin egzersiz yardimi ile genisledigini söylüyor. Ratey ise "Dopamin, serotonin, norepinefrin gibi salgilar da egzersiz ile birlikte artar. Dolayisiyla egzersiz yapmak bir miktar Prozac, bir miktar da Ritalin almak gibidir" diyor.

 

 

 

 

EGZERSIZIN ANINDA GÖRÜLEN


ETKILERI


Olusumu haftalari bulan nörojenez'den farkli olarak, diger etkiler egzersizden hemen sonra hissedilir. Hillman, kosu bandinda yarim saatlik bir egzersizden 48 dakika sonra beynin daha zinde olacagini söylüyor. Ancak isin bir de kötü yani vardir ki; o da bütün bu etkilerin geçici olmasidir. Insanlarin kilosu gibi, zihinsel formun da korunmasi gerekir. Yeni nöronlar ve aralarindaki baglantilar yillarca dayanabilir. Ancak egzersize son verildigi zaman birkaç ay içinde "astrositler" büzülür ve nöronlar eskisi gibi görevini yapmaz. Bu nedenle egzersizin etkisini sürdürmek için egzersize devam etmek gerekir. Illinois Üniversitesi'nden psikolog William Greenough , , "20 yasinda yaptiginiz egzersizlerin yararinin 70 yasina kadar sürecegini düsünüyorsaniz aldaniyorsunuz. 70 yasindayken saglam bir beyne sahip olmak istiyorsaniz aradaki 50 yil boyunca egzersizi birakmamaniz gerekir" diyor.


ÇOCUKLARDA EGZERSIZIN ETKISI


Egzersiz üzerindeki çalismalarin pek çogu yaslilar üzerine odaklanmistir. Ancak jimnastik ve spor yalnizca bu insanlari etkilemez. Aslinda gençlerde egzersizin etkisi daha güçlüdür. "Gelismekte olan Lidalerde egzersizin etkisi daha uzun sürer" diye konusan Georgia Üniversitesi'nden spor bilimleri profesörü Phil Tomporowski, "Çocuklarda, yetiskinlerde oldugu gibi egzersizden en fazla yarari hipokampus saglar. Hiperaktif çocuklarin ebeveynleri bunun farkindadir. Pek çok vakada ilaç yerine çocuklarin yogun spor yapmasi önerilir." Yogun bir spor çocuklarin Lidalerinde kalici etki yaratir. 20 yasina kadar çocuklarin frontal loblari tam olarak gelismez. Dolayisiyla çocuklar, gerekli fonksiyonlarin yerine getirilmesi için Lidalerinin baska bölümlerini kullanirlar. Bunlardan biri de beynin ögrenme bölgesidir. Hillman'in deneyinde ilkögretim çagindaki çocuklarin egzersiz sonucu matematik, okuma gibi derslerinde daha basarili olmalari bunun sonucudur.


BEDEN EGITIMINE AGIRLIK


Bu bulgularin isigi altinda egitimciler simdi devlet okullarinda beden egitimi derslerine agilik verilmesi için çaba sarf ediyorlar. Beden egitimi derslerinin yogunlasmasiyla ögrencilerin diger derslerde de daha basarili olacaklarina dikkat çeken bilim adamlari, siyasetçileri bu yönde yasa degisikligi yapmalari yönünde uyariyorlar. ABD'de son yillarda bazi okullarda okuma derslerinden hemen önce beden egitimi derslerinin kondugu izleniyor. Ögretmenler, bu siniflarda çocuklarin okuma becerilerinde belirgin bir düzelme oldugunu belirtiyorlar.


Bunlarin yani sira egitimciler daha uzun vadeli planlar da yapiyorlar. Spor aliskanligini küçük yasta edinen çocuklarin büyüdüklerinde daha aktif yetiskinler olma olasiligi yüksektir. Bu durumda çocuklar, büyük ebeveynlerinin karsi karsiya oldugu sorunlara maruz kalmayabilirler. Bu sorunlarin basinda Alzheimer ile sonuçlanan bilissel çöküntüdür. Gomez Pinilla'ya göre Amerikan tipi yasam tarzi, genellikle hareketsizlige dayandigi için Alzheimer'a davetiye çikartir. "Insanlarin evrimi, hareketli bir yasam tarzi üzerine kurguludur" diye konusan Gomez-Pinilla, "Dolayisiyla hareketsizlik üzerine kurgulanan modern yasam tarzi nedeniyle beynimiz gerektigi gibi çalisamiyor" diyor. Önceki bilimsel çalismalar haftada birkaç kez egzersize zaman ayiranlarin, oturdugu yerden kalkmayan yasitlarina göre Alzheimer hastaligina daha ileri yaslarda yakalandigini gösteriyor.


EGZERSIZ HAPI?


Egzersizin Lidadeki etkileri konusundaki son gelismeler beraberinde bir dizi öneriyi de getiriyor. Bunlardan en tartismali olani egzersizin Alzheimer hastaliginin ilerleyisini durdurmasi. Fareler üzerinde yapilan son çalismalarda tekerlekler üzerinde daha fazla kosusturan hayvanlarin beyninde plaka olusumunun azaldigi ve yavasladigi izlendi. Bütün bu gelismelerin sonucunda kaçinilmaz olarak akla su soru geliyor: Eger egzersiz bu kadar iyi bir çözüm ise, bilim adamlari yakin bir gelecekte egzersizin beyni gelistiren etkisini ayristirip hap sekline getirebilirler mi? Baska bir deyisle yakinda "egzersiz haplari" eczanelerin raflarinda boy gösterecek mi? Kaldi ki pek çok insanin zorla spor salonlarina gittigi bir ortamda bu tür ilaçlar pek çok insan için bir tür kurtulus olabilecek.


YANITLANMAMIS SORULAR


Böyle bir hap gelistirilinceye kadar bilim adamlari bazi sorulari yanitlamak zorundalar. Örnegin bazi egzersiz tiplerinin beyni daha fazla etkilemesinin nedenleri konusunda henüz kesin bir yanit bulunmus degil. Fizyoterapist Carole Lewis, bilim adamlarinin pek çogunun aerobik egzersizleri üzerinde odaklanirken, kuvvet harcamaya dayanan egzersize gereken önemi vermediklerinden yakiniyor: "Bugüne dek gerilme, agirlik kaldirma gibi egzersiz türlerinin Lida üzerindeki etkileri konusunda çok fazla arastirma yapilmadi. Ancak yapilan az sayidaki arastirmaya göre, henüz bilinmeyen bir nedene bagli olarak, bu egzersiz türü bilisim üzerinde çok fazla bir etki yaratmiyor."


Bilim adamlari ayrica beyni etkileyecek bir egzersiz dozunun miktari konusunda da kesin bir sey söyleyemiyorlar. Bu konuda da yeterli arastirmanin yapildigi söylemek çok zor.


Admin · 49 görünüşler · 1 yorum

1, 2  Sonraki sayfa